ex libris nazlıhan

İçimde olan her şey içinde var.

"Peki insanlar bunları neden okusun ya da takip etsin?"



Bugün insanlar herhangi bir gazeteyi bile açıp okumaya zorlanırken bu koca topluluktaki sıradan birinin yazılarını okumak ya da paylaştıklarını izlemek için gerçekten de herhangi bir heves kırıntısnıı dahi içlerinde taşımayabilirler. Bu doğru.

Ben yazmayı ve yazdıklarımın bazılarını paylaşmayı seviyorum. Bu yazdıklarımı okunmak için değerli kılan herhangi bir özellikleri olup olmadığını bilmeden paylaşıyorum.

Sadece biliyorum ki günlük hayatta bir şekilde karşılaştığımız, yolumuza çıkan bazı şeylerden etkileniyor, ilham alıyor ve onları ileride kullanıyoruz. Bu okuduğumuz romandaki karakter de olabilir, radyoda konuşan bir adam da, iş hayatında karşılaştığımız bir yabancı da, sıradan birinin sıradan sözleri de.. Nereden ne alacağımızın belli olmadığı sürekli bir paylaşım içerisindeyiz ve umarım benim iç dünyamdan çıkan sıradan yazılarım, ilham verici ya da ilginç bulduğum şeyler de bu paylaşım ağının içerisinde kendilerine bir yer bulurlar.

Bu blogta etiketlenmiş olan paylaşımlar:

Recent Tweets @nazlihantan

ÇokCiddiBiGazete Magazin Servisi 12.06.2013

Evvet değerli takipçiler yine bir yaz klasiğiyle karşınızdayız.Sizin için yemiyoruz, içmiyoruz, uyumuyoruz bizim gibi işi gücü olmayan kim varsa onun peşinden koşuyoruz. Her sezon koca iki kişilik yatağı kendisi için kapattıran meşhurluğu meçhul isim TanTan yaz sıcaklarının beynimizi erittiği bugünlerde yine kameralarımıza yakalandı.

Yatak Yine Öksüz Kaldı

TanTan’ın bu sene de evinin simgeleri arasına giren bildiğin yatak olan yatağının sol tarafında gerinerek kameralarımıza poz vermek yerine salonda sabaha kadar Türk filmi izleyip dondurma yediği görüldü.

Sabaha karşı salondan ayrılan TanTan’ın hafif nevrozlu olduğu gözlerden kaçmadı. “Bir derdiniz var galiba” diyerek soruyu her zaman dolaylı yoldan soran sempatik ama sulu, şirin ama tam dayaklık afacan muhabirimize ateş püskürdü.

"Uyuyamıyorum laaann!"

Çekiyor Çektiriyor

Duyduğumuza göre uzun süredir bu dertten muzdarip olan sosyetik insan, toy mimar TanTan yakınlarına da bu yüzden bayağı çektiriyormuş. Her bahsi açıldığında ya da açılmadığında Can dostumm diye adeta bir facebook fotoğrafı gibi etiketlediği köpeği Sufi Hanım’ın kaç gündür dışarı çıkarılmadığı için tuvalet bellediği balkondan dönerken mikrofonlarımıza söylediği sözler gündemde adeta bomba etkisi yaratacak türden:

"Harvv, rrr, hevhav, iyk miykk…"

Bu İşin Zekayla İlgisi Yok

Yazılı basında sık sık gündeme gelen uykusuzluk çeken insanların yüksek zekaya sahip olması haberlerini Facebook profilinde paylaşarak kendine paye çıkarmaya çalışan TanTan’ın kimliğinin gizli tutulmasını rica eden yakın arkadaşı acı konuştu. E.T. “Bu işin zekayla ilgisi yok.. Olaydı bizzat biz görürdük, bildiğin sıcaktan uyuyamıyor işte” diyerek tartışmalara son noktayı koydu.

Dinazor Bünyesi

Ülkemizin en gelişmiş, araştırma-kazıklama hastanelerinden birinde çalışan Uzm. Doktor Hasan Yanbasan hastanelerine başvuran Tantan’ı çeşitli alternatif tedavi yöntemleriyle defalarca uyutmaya çalıştıklarını ama en son kafasından aşağı dökmek suretiyle uyguladıkları Kantaron bitki çayının da işe yaraması sonucu “Ya Bismillahhh” diyerek ilacı dayadıklarını ancak sonucun yine hüsran olduğunu söyledi.

Dr. Yanbasan “Yok anacım, kendisine bir fille aynı anda ve aynı dozajda verdiğimiz Xanax fili bayılttı, bu hala uyuyamıyorum bari dolabımı düzenliyim diye hastanede doktor, hemşire kim var kim yoksa hepimizin eşyalarını talan etti. 2 senelik profesyonel meslek yaşamımda böyle bir vakayla ilk defa karşılaşıyorum.” dedi. 
Konuşması bittikten sonra gözlerini fal taşı gibi açarak bir yerlere bakakalan Yanbasan soz sözlerini de ” Az önce 3 numaralı ameliyathaneye giren o şey fil miydi!!??” olarak sarfetti.

Gelecek Haber: Şok! Şok! Sosyetik Güzel TanTan Hamaktan Düşüp Saçını Yakmayı Nasıl Başardı…

 

Koş..Koş..Sakın durma tekrar koş !

Koştum. Koşuyorum.

Doğam durmakken sakin bir gölün kıyısında; ben yüzmeyi bilmeden hırçın okyanuslara doğru koşuyorum.

Serde merak da var. Serde heyecan da, tutku da..

Damarlarımdan hayat akıyor çılgınca, hayatın tanımını yapamıyorum.

Birden yaşlanıvermişim gibi gençliğimi, toyluğumu görüyorum.

Serde şefkat de var.

Uyumam gereken her gece güneşi çağırıyorum.

Her uyanık gecede ruhumu en karanlık köşelerde saklıyorum.

Bir yabancının gözlerinde yansımamı görüyorum.

Her yabancı gözün kör olduğunu unutuyorum.

Serde umut da var.

Koş..Koş..Sakın durma tekrar koş !

Nefesimin kesildiği bu gecede,

Serde var olanlarla,

Ben bu kızla ne yapayım hiç bilmiyorum.

Bugün 9.05’te; Alsancak Stadı’nın önünde ben saygıyla dururken önümden hızla geçip giden arabaları, yere tükürerek yoluna devam eden bir bisikletliyi, biraz ileride önce şaşkın şaşkın etrafa bakıp sonra gazete okumaya devam eden dolmuş şöförlerini, birazcık daha ileride ışık yeşile dönmesine rağmen hareket etmeyen bir araca söylenen bir başka araç şöförünü izledim. Üzüntü, sinir ve çaresizlik boğazımda düğümlendi. Evet bu duruş Türkiye’yi, kurtarmayacak, evet bir saygı sembolü sadece ancak bu sembolün işaret ettiği şey çok önemli. Ve bu sembolü gerçekleştirmeyenlerin işaret ettiği şey de:Koyunlaştırılmış, kafasızlaştırılmış, nefes alıp beslendiği bu toprakları kendisine sunan Ata’sına bir dakika şükran ve saygı sunmak için vakti olmayan ama sömürülmek için aceleyle koşan..”Türk halkı..başına gelen her şeyi hakediyorsun!” demek geliyor bazen insanın içinden..

böyleyiz aslında..

(via peaceinsleep)

Zamanı hissedemiyorum bazen

Ellerimle tutamıyorum hiçbir şeyi..

Bedenim böylesine akıp giderken

İçim ölesiye duruyor olduğu yerde…

Şimdi karşımda bir gerçek var ki,

Bazı şeyleri bilmeyi hiç istemezdim.

Her aralık kapıyı inatla açmama rağmen,

Bazılarının önünden sadece öylesine geçip gitmiş olmayı yeğlerdim.

Korkaklık pahasına bile olabilirdi..Şimdi olsa isterdim.

Şu anda istediğim..

Hiçbir bilginin yükü olmadan omzumda,

Tıpkı bazen gözümü kapadığımda ruhumu açtığım o alemlerdeki gibi

Sadece uçmak, akmak, cahilce, aptalca mutlu olmak..

14.11.2011

 

Çocukken bana ya terbiyemi iyi veremediler ya da o kadar üstelediler ki terbiyeli olmam konusunda bende ters tepti. Bir insan, herkesin birbirine deli gibi bayram tebrikleri yağdırdığı, öpüştüğü koklaştığı bir ortamda kazık gibi tepkisiz nasıl durur başka türlü? İçinden hiçbir şey gelmeyerek?

 

Çocukluğumdaki bayramlarımızı hatırlıyorum, gayet de örf ve adetlere uygun bir şekilde erken kalkar, bayramlıklarımızı giyer, kahvaltımızı eder, babamızın elini öper harçlığımızı, çikolatamızı alırdık. Ben kapı kapı gezmeye çıkmazdım el öpmek için, annem “ elin adamlarının elini öpüp mikrop mu kapacaksın, evde dur ben sana istediğin şekeri vereyim” derdi. Sonra bir de sosyal çevreyle bayramlaşma olayı vardı. Babam asker olduğu için, kahvaltıdan sonra yaşadığımız lojman kampusünde bulunan ‘gazino’da toplaşır, rütbesi büyük olanlar sabit durmak suretiyle diğerleri onları sırayla dolaşarak bayraşımlardı.  Çocuk olarak biz de albay, yarbay Allah ne verdiyse “bayyamınıs kutlu osuunn”  diyerekten kendimizi sevdirirdik. Güzeldi güzel olmasına da, bir fazlalık vardı her şeyde, sanki az olursa bir şeyler ayıp olacak gibiydi..

 

O zamanlar bile bir çocuk olarak bu abartılı hal ve hareketlerde  bir yapaylık olduğunu sezer; adamların, kadınların gözlerinin içine bakardım samimiyetlerini algılamak için. Biraz daha büyüyünce yaptığımız şeyin gerçek bir saçmalık olduğunu iyice anladım. Kazık kadar insanlar şapur şupur öpüşüyor, çocukların yanakları sıkmaktan morartılıyor, havada birkaç kahkaha uçuşuyor bir saat sonra yine her şey eskiye dönüyordu. O kadar sevinç, telaş, abartı sanki boşunaydı. Hayatımızdaki hiçbir şeyi etkilemediği gibi ,ne küsler barışıyordu ne de hayat bayram oluyordu.  Bu benim çocukluk anımlarımda böyle yani..

 

Annem de sağolsun sanırım beni 3-10 yaş arasında barbi oyuncağı gibi oynamak için dünyaya getirmiş olmalı, ona göre en güzel, en cicili, en şık; bana göre en orasından burasından bir şey sarkan, oynarken her yere takılan, işkence dolu ne çocuk kıyafeti bulursa her gün ayrı giydirir, bayramlarda bu işkenceyi ele verilen minik çanta, saça takılan extra boncuklar, kolda bilezik,dudakta pembe uçuk ruj gibi detaylarla beşe katlardı. Tom Cruise’un küçük kızı Suri’den pek farkım yoktu yani. (Bknz:Suri post) Ama ona teşekkür etmem gerek; belki tepki olarak, belki de çocukken yeterince doyurulduğumdan, süs püs, makyaj, kıyafet düşkünü bir kadın olmadım. Hayatım kolaylaştı yani, bir pencere önü çiçeği olmadım hiç bir zaman.

 

Neyse, diyeceğim sevdiğim ve değer verdiğim insanlar dışında bu toplu bayramlaşma, öpüşme ve koklaşma merasimleri pek bana göre değil ama ne yazık ki bulunduğum sosyal çevre dolayısıyla kaçış yok, her bayram koklaşıyorum ben de işte herkes gibi..

 

Herkese iyi bayramlar..

Not: Hayvan kesicek olanlardan bu işi usulune göre, merhametle yapmalarını rica eder gözlerinden öperim.

 

Bu aralar ajitasyona karşı aşırı duyarlıyım, hemen tepem atıyor. Ve bir kere duyargalarınız açıldı mı hemen hemen herkesin (kendiniz dahil), her yerde tadı normal olan hayata bol acı basıp yediğini görüyorsunuz. Alın sabah sabah karşıma çıkan bir güzide örnek daha.. Adam sen kuşları bi rahat bıraksana ya?

Bu aralar ajitasyona karşı aşırı duyarlıyım, hemen tepem atıyor. Ve bir kere duyargalarınız açıldı mı hemen hemen herkesin (kendiniz dahil), her yerde tadı normal olan hayata bol acı basıp yediğini görüyorsunuz. Alın sabah sabah karşıma çıkan bir güzide örnek daha.. Adam sen kuşları bi rahat bıraksana ya?

kesin onları..kesin atın!

(via kimsevmezugurboceklerini)

“Don’t expect to get anything back, don’t expect recognition for your efforts, don’t expect     your genius to be discovered or your love to be understood. Act because you need to act.”

 ”Hiçbir şeyi geri almayı bekleme, çabalarının görülmesini bekleme,

 dehanın keşfedilmesini ya da sevginin anlaşılmasını bekleme. Sadece yapmaya

 ihtiyacın olduğu için yap.”

 Paulo Coelho

Kalbimizin büyüdüğünü hissederiz kimi zamanlarda. Dünyanın bütün güzelliklerini içine alacak kadar büyüdüğünü… O kadar büyür ki kalbimiz; sanki bütün denizler kalbimizin kıyısına vurur, bütün nehirler kalbimize doğru akar. Sanki bütün kuşlar kalbimizden havalanır gökyüzüne. Ve sonra o kadar büyür ki kalbimiz, adımızın ne olduğunu unutuveririz. Çünkü o zaman kalbimiz, adımızdan önce gelir.

sıcaklık bir köpek için her yerde sıcaklık işte..

(via ztopya)

Hoşluk Olsun**

sevdiğim ve ilham aldığım bazı görsellerden serpiştireyim buraya, hoşluk olsun.

hepsi ordan burdan..genellikle mekan resimleri olsalar da belirli bir konuları da yok bence..ara ara bakmaktan zevk aldığım şeyler.

Biraz beklerseniz slayt halinde başlayacaktır.

Yukarıda görmüş olduğunuz film karesi aslında yıllardır aklıma takılan ama sadece aylar önce şu postta bahsettiğim sahneden. Kafamda ardıardına tren raylarını ekleyip ama bir türlü gerisini getiremediğim, anısı kazınmış bir sahne.

Bazı imgeler nedensiz yer etmiyor insanın kafasında. Eminim ki rayların aklımda şimdi tamamlanabiliyor olmasının bir sebebi var.

Akşamın bu saatinde attığı mesajla kafamı aydınlatan Burcu’ya teşekkür ederim.

Ha bu arada filmin adı Solino,2002 yapımı ve bir Fatih Akın filmi. imiş. :)